Yurtdışında Yaşayan Göçmen Danışanlar İçin Göçe Odaklı Psikoterapi

Anasayfa › Terapi › Göçe odaklı psikoterapi

Her göç hikâyesi, kendi içinde bir veda ve başlangıç taşır. Eski hayatımızla bağımızı sürdürsek de, o hayatın bazı tanıdık parçalarının kaybını mutlaka deneyimleriz. Bu deneyimleri kendi dilinizde, kültürünüzü bilen biriyle konuşabilirsiniz.

Yeni bir ülkede yaşamak,
bazen iki kültür arasında sıkışmaktır,
bazen nereye ait olduğunu sorgulamaktır.
Kâh kaygı ve yalnızlık, kâh umut ve cesarettir.
Yeni bir dilde hislerine tercüman olmayı öğrenmektir.
Ve bazen de bütün bu yolculukta,
kim olduğunu yeniden keşfetmektir.

Yeni bir ülkeye taşınmak, sadece evini değil, hayatını da yerinden taşımaktır. Göçle birlikte yeni bir ülkeye, kültüre, dile ve toplumsal düzene alışma süreci başlar. Bu dönem çoğu zaman heyecanla karışık bir belirsizlik duygusu taşır.

Yabancı bir dili öğrenmek sadece kelimeleri değil, kendini yeniden anlatmayı da gerektirir. Yeni bir çevreye uyum sağlamak, farklı kültürlerden gelen bireylerle ilişkiler kurmayı, bu ülkenin kurallarına göre iş ve okul hayatını yeniden düzenlemeyi gerektirir. Oturma izninden yasal statüye kadar uzanan pek çok prosedür, insanda belirsizlik ve kontrol kaybı hissi yaratabilir.

Bir yandan memlekete dair özlem, arkada bırakılanlara karşı suçluluk, yalnızlığın getirdiği içe kapanma ya da geleceğe yönelik kaygı hissedilebilir. Bütün bu duygular, aslında göçün insani yanıdır. Zamanla bu duygular uyum sorunları şeklinde kendini gösterebilir.

Göçün görünmeyen yüzü

Uyum Sürecinde Sık Yaşanan Zorluklar

Yalnızlık ve İçe Kapanma

Sosyal çevreyi yeniden kurmak zaman alır; dil engeli bunu zorlaştırır.

Özlem ve Suçluluk

Memlekete ve arkada bırakılanlara karşı özlem, bazen de suçluluk.

Belirsizlik ve Kontrol Kaybı

Oturma izni, iş ve okul düzeni gibi prosedürlerin yarattığı stres.

Kimlik ve Aidiyet

İki kültür arasında kalma; “Ben kimim, nereye aitim?” soruları.

Yaklaşımım

Kültüre Duyarlı Psikoterapi Neden Önemli?

Farklı kültürlerden gelen göçmenler aynı tepkileri mi verir? Etnik köken, içinde büyüdüğümüz kültürel atmosfer ve toplumsal normlar, psikolojik yanıtlarımızı nasıl şekillendirir? Bu yüzden “herkese uyan tek bir terapi” modeli yerine, kişinin kültürüne, diline ve değerlerine saygı duyan ve ona göre şekillenen bir yaklaşım, terapi sürecine bağlılığa da katkıda bulunur.

Kişinin dili, değerleri, metaforları ve kültürel deneyimleriyle çalışınca “anlaşılıyorum” hissi artar; terapötik ilişki sağlamlaşır. Kültür, renkli bir mozaik; her parçası eşsiz ve ışık saçıyor. Farklı kültürlerden gelen danışanlarla yaptığım seanslar da bu mozaiğin parçaları gibi.

Ama aynı zamanda göç, insanın kendini yeniden tanıdığı, dayanıklılığını ve cesaretini fark ettiği bir dönemdir. Bazen sadece konuşmak, görülmek ve anlaşılmak bile bu yükü hafifletir. Terapi süreci tam da bu noktada devreye girer: Yaşadığınız karmaşayı anlamlandırmanıza, duygularınızı düzenlemenize ve uyum sorunlarıyla daha iyi başa çıkmanıza yardımcı olur.

Utrecht Üniversitesi’nde göçmen ruh sağlığı ve kültüre duyarlı psikoterapi üzerine çalışıyorum. Araştırma ve yayınlarım →

Araştırma projesi

Göçmenlere Yönelik Psikolojik Destek Projesi

Yurtdışında en az 6 ay boyunca yaşamış, 18 yaşından büyük Türk göçmenlerin uyum süreçlerini ve ruh sağlıklarını desteklemek amacıyla yürütülen bilimsel bir araştırma: 12 hafta boyunca, her biri yaklaşık 45 dakika süren online EMDR seansları.

Süre: 12 hafta
Format: Online (görüntülü görüşme linki ile)
Seans ücreti: 50 € / 2.500 TL
Kontenjan: Sınırlı